Uzun bir süredir sanayi toplumundan sanayi sonrası topluma, bilgi toplumuna geçişten söz ediliyor. Son birkaç yılda “dördüncü sanayi devrimi”, dünya ekonomi çevrelerinin üzerinde en çok durduğu konu haline geldi. Katıldığımız toplantılarda, okuduğumuz kitaplarda, izlediğimiz belgesellerde en sık karşılaştığımız sözcükler biyo-mühendislik, yapay zeka, robot etkileşimi, nesnelerin interneti, akıllı evler-kentler-araçlar, yapay uzuvlar, tüketicileri birleştiren sanal platformlar, akıllı ve esnek üretim sistemleri, uzay madenciliği oluyor. Dünyada büyük bir teknolojik değişim gerçekleşiyor ve bir sonraki teknolojik paradigmanın teknolojileri yeşeriyor.

Derinleşen Uçurum
Teknoloji tarihin farklı dönemlerinde olduğu gibi ekonomik, toplumsal, siyasal ve kültürel değişimin başlıca itici gücü haline geldi. Açıkça görüyoruz ki yeni teknoloji geliştirmeyi başaran ülkeler, giderek kızışan küresel yarışta kazançlı çıkıyor. Bu ülkeler daha yüksek katma değerli üretim yapabiliyor. Bu ülkelerde insanlar hem daha varlıklı oluyor ve daha müreffeh bir hayat sürüyor hem de daha sağlıklı ve uzun yaşıyor. Bu başarının arkasında iyi eğitim görmüş genç nesiller ve yüksek vasıflı işgücü yatıyor. Bu ülkelerde güçlü kurumlar, iyi işleyen hukuk düzeni ve gelişmiş bir demokrasi var. Bu niteliklere sahip olmayan ülkelerde yenilik iklimi de yatırım iklimi de bozuluyor.

Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu en önemli sorun ileri teknoloji yaratan ülkelerin çok gerisinde kalıyor olması. Biz ancak bu teknolojileri satın almakla yetiniyoruz. İlerleyen ülkelerle aramızdaki fark giderek bir uçuruma dönüşüyor. Ucuz işçilikle yatırım çekmeye çalışan, yüksek katma değerli ihracat yapamayan ve düşük-orta teknolojili sektörlere sıkışan diğer ülkeler gibi biz de rekabet gücümüzü kaybediyoruz. Ve tıpkı bu ülkeler gibi zayıf eğitime, işsizliğe ve yoksulluğa mahkûm oluyoruz.

Orta Teknoloji Tuzağı
Dünyada bu büyük teknolojik dönüşüm gerçekleşirken Türkiye özgün bir bilim, teknoloji ve yenilik politikası geliştiremiyor. Ulusal yenilik sistemimizin zayıf olması nedeniyle katma değeri yüksek ürün ve hizmet üretmekte zorlanıyoruz. Geçen on altı yılda Türkiye ile yeni teknolojileri yaratan ülkeler arasındaki fark açıldı, uçurum derinleşti. Yüksek teknolojili ürün ve hizmet ihracatı yapmakta gelişmekte olan ülkelerin dahi gerisinde kalıyoruz. Açıkça görülüyor ki Türkiye bir “orta gelir tuzağının” ötesinde bir “orta-teknoloji tuzağına” düşmüş durumda. Bir sonraki teknolojik paradigmayı da ıskalamamak adına bu süreci tersine çevirecek yapısal değişikliklerin zaman kaybetmeden gerçekleştirilmesi gerekiyor. 2002-2008 yıllarında ve küresel kriz sonrasında oluşan ve gelişmekte olan ülkeler lehine olan yatırım ikliminde bile sanayinin yapısal dönüşümünü gerçekleştiremeyen bir ülkenin, dijital dönüşüm arifesinde bu yapısal dönüşümü gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceği meçhuldür.

Yapısal Sorunlar; Eğitim, Demokrasi ve Yatırım İklimi
Son yıllarda uygulanan bilim, yenilik ve teknoloji (BYT) politikaları ve vizyonunun katma değeri yüksek ürün ve süreç üretme konusunda başarılı olamamasının nedenlerini iki ayrı düzeyde ele alabiliriz. İlk olarak üç yapısal sorun öne çıkıyor: eğitim; hukuk ve demokrasi; huzur ve barış. Bu sorunlara çözüm getirmeden en mükemmel teknoloji politikaları bile başarısızlığa uğramaya mahkûm. Başarısızlığın diğer nedeni ise teknoloji politikalarında yapılan yanlışlarla ilgili.

Eğitim: Sorunlar Çözümler
Ülkemizde yetişmiş insan gücü ihtiyacını karşılayabilecek güçlü bir eğitim sistemi oluşturulamadı. Öğrenci sayıları artarken, öğrenci başına yapılan harcamalar sürekli azalıyor. PISA gibi karşılaştırmalı sınav sonuçları, ortaöğretimde gerilediğimizi ve ülkemizde varlıklı kesimlerin çocuklarının bile kaliteli eğitim alamadığını gösteriyor. Uluslararası üniversite sıralamalarında Türkiye’nin yüksek öğretim sistemi sürekli zemin kaybediyor. Yine uluslararası değerlendirmeler eğitim sisteminin Türkiye’nin rekabet gücünü zayıflattığını bariz şekilde ortaya koyuyor. Üstelik Türkiye’nin yetiştirdiği yüksek vasıflı kimseler, yurtdışına göçüyor (bilim insanları, akademisyenler, mühendisler, yöneticiler).

Türkiye’nin ilerlemesinin önünde duran başlıca engel bu zayıf ve kırılgan eğitim sistemi. Türkiye’nin en önemli meselesi nitelik ve eşitliği esas alan yeni ve çağdaş bir eğitim sisteminin oluşturması. En kısa zamanda yalnız okul çağındakileri değil işgücüne katılmış kesimleri de kapsayan bir eğitim düzenine sahip olmalıyız. Yaratıcılığı, girişimciliği, yenilikçiliği esas alan yeni bir eğitim felsefesi ve eğitim programı şart.

Hiçbir çocuk okul öncesi eğitimde dışarıda bırakılmamalı. Bu hem kadınların işgücüne katılımını artırmak için, hem de çocuklarımıza öğrenme kapasitesinin en yüksek olduğu okul öncesi çağda iyi eğitmek vermek için şart. İkincisi, tüm öğrencilerin temel yetilere sahip olmasını sağlayacak sekiz yıl süreli tam gün ve kesintisiz temel eğitimi ilkesini tam olarak yerleştirmek. Üçüncüsü, gençlerimizi yüksek eğitime en donanımlı şekilde hazırlayacak dört yıllık yüksek nitelikli bir lise eğitimi.

Tabi bunlar kadar önemli olan kaynakları artırılmış; yüksek lisans ve doktora öğrencileri ile güçlendirilmiş; idari, mali ve akademik özerkliğe kavuşmuş; araştırma, eğitim ve toplumsal sorumluluklarını tam olarak yerine getiren; tüm dünya üniversiteleri ile yoğun ilişki içinde faaliyet gösteren bir üniversite sistemi kurmak.

Hukuk ve Demokrasi: Sorunlar Çözümler
Türkiye’de teknolojik gelişmenin alt yapısını teşkil eden kurumlar, hukuk düzeni ve demokratik rejim büyük ölçüde yıpratıldı. Araştırmacı, yaratıcı, yenilikçi insanlar için teneffüs edilen hava kadar önemli olan özgür düşünce ortamı yok edildi. Vatandaşların hukuk sistemine ve ekonomi yönetimine olan güveni sarsıldı; ülkemizde girişim özgürlüğünün ve mülkiyet hakkının gerçekten teminat altında olup olmadığından kuşku duyulmaya başlandı. Bu baskı ve gerilim ortamında, değil nitelikli insanların ve yatırımların ülkeye çekilmesi, yetişmiş insan gücümüz ve mali kaynaklarımız da yurt dışına kaçıyor. Merkez Bankası’nın rezervleri erirken, yurtdışından sıcak para çekmekte bile zorlanıyoruz.

Türkiye demokrasinin yeniden tesis edildiği, hukukun yürürlükte olduğu ve düşünce özgürlüğünün tam olarak sağlandığı bir ortama hızla kavuşturulmalıdır.

Makro-ekonomik Dengeler ve Yatırım İklimi: Sorunlar Çözümler
Ekonomik politikamız ekonomimizin yapısını dönüştürmekte başarılı olamadı. İhracatımız hala düşük ve orta teknolojili sektörlere ve dışarıdan pahalıya aldığımız girdilere dayalı durumda. Bu yüzden dış ticaret açığımız sürekli olarak artıyor. İnşaat sektörü kalkınmanın motoru, yol-köprü-havalimanı yapımı Türkiye’nin dünyayı kıskandıran büyük başarısı olarak gösterilmeye çalışılıyor. Oysa inşaat sektöründe bile, tünel, köprü gibi görece nitelikli projelerin tasarımını ve imalatını yabancı firmalara ihale etmek zorunda kalıyoruz. Enflasyon çift haneli, paramız sürekli değer kaybediyor, faizler yükseldi, tasarruf zayıf, yatırımlar azaldı. İşsizlik ve özellikle genç kuşakların işsizlik oranı düşürülemiyor. Kişi başına gelir çokça vurgulanan on bin dolar seviyesinin de altına geriledi. Kısacası, Türkiye’de yatırım iklimi iyice bozuldu.

Türkiye’de Bilim, Yenilik ve Teknoloji Politikaları
Türkiye’de ülke gelirinden bilimsel araştırma, teknoloji geliştirme ve yenilik (inovasyon) desteklerine ayrılan pay %0,9 düzeyinde sabitlendi. Teknolojik olgunluk gerektiren üretim (otomobil, tank, İHA, savaş uçağı) için yürütülen projelerde hedeflenen teknolojik bağımsızlık düzeyi ve yaratılan katma değer çok kısıtlı kalıyor. Bilimsel araştırma ve teknoloji geliştirme politikalarının geliştirilmesinde ve uygulamasında kilit kurumlar siyasetin gölgesinde kalıyor.

BTY politikalarına beş eleştiri
Bilim, teknoloji ve yenilik politikalarına yönelik eleştirilerimizi beş başlık altında toplanabilir.
• Kaynak Yetersizliği
• Ürün ve Süreç Darboğazı
• Eşgüdüm Eksikliği
• Eşitsizlik Engeli
• Denetimden ve Saydamlıktan Kaçma

Kaynak Yetersizliği
Son dönemde bilim ve teknolojiyi geliştirmeye yönelik parasal desteklerde artış oldu. Teknopark, TTO, kuluçka ve hızlandırıcı sayıları ve bunlardan faydalanan firma ve girişimci sayısı arttı. Proje, patent ve Ar-Ge personeli sayılarında da artışlar görüldü. Finansal desteğin artırılarak kısa sürede olumlu sonuçlar elde edilebileceği varsayıldı. Ama olmadı çünkü hem kaynak artışı yetersizdi hem de kaynaklar verimli kullanılmadı. Yapılan karşılaştırmalar Türkiye’deki kaynak artışının uluslararası düzeyde çok zayıf kaldığını açıkça göstermektedir. Örneğin GSYH’den Ar-Ge için ayrılan pay Güney Kore’de %4, Almanya’da %3’e ulaşırken Türkiye’de bu pay %1 düzeyine bile ulaşamamıştır. Daha çarpıcı bir örnek, Türkiye Ar-Ge için yılda 8 milyar dolar ayırırken Güney Kore’nin bunun tam on katı kadar yani 80 milyar dolar ayırıyor olmasıdır. Sadece Samsung firmasının Ar-Ge için Türkiye’nin iki katına yakın (14 milyar dolar) yatırım yapıyor olması kaynak yetersizliği sorununu açıkça ortaya koymaktadır.

Ürün ve Süreç Darboğazı
Bilim, yenilik ve teknoloji politikalarının amacı son kertede ürün ve süreç yeniliğidir. Yüksek teknoloji barındıran ürün ve süreç ihracatını artırmak ve teknoloji lisanslamasını hızlandırmak ulaşılması gerek çıktılara örnek olabilir. Oysa Türkiye gerek OECD ve gerek Eurostat verilerine göre ilişkin göstergelerin hemen hepsinde diğer ülkelere göre zayıf bir performans sergilemektedir. Bir örnek verelim. Türkiye’de destek mekanizmaları bilgi ve iletişim, elektronik ve optik sektörlerinde yoğunlaşmıştır. Oysa söz konusu sektörlerde dış ticaret açığımız son altı yılda neredeyse ikiye katlanmıştır. Yine bu sektörlerde dünya ihracatındaki payımız 0.13’den 0.10’a gerilemiştir. Çünkü yüksek nitelikle araştırma ortamları oluşturulamamıştır. Ar-Ge faaliyetleri ürün geliştirme üzerinde odaklanmış, köklü yenilikleri ortaya çıkarabilecek sayıda ve nitelikte araştırmacı yetiştirilmemiştir. Yenilik yaratma sürecini baştan sona fonlayacak bir kurumsal altyapı kurulamamıştır.

Eşitsizlik Engeli
Türkiye’de teknoloji edinme, kullanma ve geliştirmede bölgesel, sektörel, sınıfsal ve cinsiyete dayalı eşitsizlikler giderek artmış ve derinleşmiştir. Bu döngüyü kıracak politikalar geliştirilmemiştir. Üstelik döngünün kırılmasında önemli rol üstlenebilecek teknoloji karşımıza bir eşitsizlik yaratan bir unsur olarak çıkmaktadır.

Eşgüdüm Eksikliği
Katma değeri yüksek teknoloji geliştirme yani yeni ürün ve süreç üretme hedefinde başarıya ulaşmak için beş temel unsurun birlikte yürütülmesi gerekir. Bunlar fikir yaratma, araştırma, uygulama, ticarileştirme ve pazarlamadır. Türkiye’de BTY politikası uygulama ve ticarileştirme unsurlarına odaklanmıştır. Bu politikanın başarılı olamamasının başlıca nedeni Ar-Ge faaliyetleri ile uygulama ve ticarileştirme destekleri arasında eşgüdümün sağlanamamış olmasıdır. Kaldı ki yeni ürün pazarlanması aşaması hemen hiç desteklenmemiştir. Temel eksiklik fikir yaratma aşamasının göz ardı edilmesidir. Yaratıcılığı artıracak analitik düşünme, soru sorma ve problem çözme yeteneklerinin gelişmesine olanak sağlayan bir okul öncesi eğitim ve örgün eğitim sistemi mevcut değildir. Özgün fikirlere ev sahipliği yapan başlıca kurum olan üniversiteler yoğun siyasi baskı altında tutulmaktadır. Oysa fikirler, herkesin düşüncesini rahatlıkla dile getirebildiği özgürlük ortamında çıkar ve yayılır.

Denetimden ve Saydamlıktan Kaçma
Uygulanan politikaların Ar-Ge ve yenilik faaliyetlerini gerçekten artırıp artırmadığını bilmenin tek yolu etki analizi yapmaktır. Etki analizlerinin yapılması için sağlam veriler ve bu verilerin ilgili kurumlarla ve araştırmacılarla paylaşılması gerekir. Oysa Türkiye’de bilim, yenilik ve teknoloji politikalarının etki analizi yapılmıyor. Bu nedenle politikaların Ar-Ge ve yenilik faaliyetlerine ne ölçüde katkı sağladığı konusunda fikir sahibi olamıyoruz.

Türkiye Çağın Gerisinde Kalıyor
OECD verilerine göre Türkiye’nin yüksek teknoloji barındıran ürün ve süreç ihracatı bundan 16 yıl önce %8 seviyesindeydi. Ar-Ge, yenilik ve girişimcilik ekosistemi oluşturmanın öneminin sürekli dillendirildiği bir ortamda söz konusu rakam %3 seviyesine kadar düşmüştür. Aynı patentin Amerika, Avrupa ve Japonya patent ofislerinde tescil edilmesi (triadic patent) gibi nitelik gösteren değişkenlere göre Türkiye dünyadaki tüm Triadic patentlerin sadece binde dokuzuna sahiptir.

Türkiye’de Teknoloji Nasıl bir Ortamda Gelişecek?
Türkiye’nin büyümesi teknolojik değişim üzerine oturtulmalı, ekonomik ve toplumsal yapısı teknolojiyle birlikte dönüştürülmelidir. Emek ve sermaye ile eşgüdümlü bir bilim, yenilik ve teknoloji politikası geliştirmek için kalkınmanın tüm boyutları birlikte ele alınmalıdır.

Nasıl bir Bilim, teknoloji ve yenilik politikası?
Küresel eğilimler ve ulusal öncelikler çerçevesinde Türkiye’de bilim, teknoloji yenilik politikasının temel yapı taşları şu şekilde özetlenebilir.
• Katma değeri yüksek teknoloji ve radikal ürün ve süreç yeniliği geliştirilmesi için misyon odaklı öğrenmeyi, yetkinlik kazanmayı, ortak çalışmayı ve ortak yaratmayı ön plana çıkaran bir politika kurgusuna geçilmelidir. Belirlenen hedefler devlet tarafından sahiplenilmeli ve toplum tarafından sahiplenilmesi sağlanmalıdır.
• Ar-Ge ve yenilik faaliyetlerine ayrılan kaynaklar artırılmalı; bu kaynakların etkin bir biçimde dağıtılması sağlanarak ve nitelikli araştırma ve yenilik faaliyetleri desteklenmelidir.
• Politika tasarlayan ve uygulayan kurumlar yeniden yapılandırılarak, Merkez Bankası gibi özerk olmalıdır.
• Uygulanan politikaların etki analizi yapılarak kanıta dayalı politika anlayışına geçilmelidir.
• Teknoloji geliştirilmesinde devletin aktif olarak rol oynadığı yeni bir sanayileşme hamlesi çerçevesinde teknoloji ve üretim odaklı bir politika anlayışı benimsenmelidir.
• Yüksek nitelikli araştırma ortamları oluşturulmalıdır. Köklü yenilikleri ortaya çıkarabilecek sayıda ve nitelikte araştırmacı yetiştirilmelidir. Yenilik yaratma sürecini baştan sona fonlayacak bir kurumsal altyapı kurulmalıdır.

Devlet ve Teknoloji
Türkiye’nin küresel teknoloji yarışında başarılı olması devletin bilim, yenilik ve teknoloji politikalarının geliştirilmesini başlıca misyonu olarak görmesi ve bu konuda gerekli adımları atmasına bağlıdır. Bir kere, devlet dünyada meydana gelen önemli değişimleri ve yükselen eğilimleri iyi takip etmelidir. Teknolojinin yönünü ve yayılma hızını iyi değerlendirmelidir. İkincisi, devlet dördüncü sanayi devrimi gibi teknolojik dönüşümleri bir bütün halinde (dijital, fiziksel, biyolojik) ele alarak ekonominin ve sanayinin gerektirdiği tüm imkanları yaratmalıdır. Üçüncüsü, hızlı teknolojik değişimin yaratacağı ekonomik ve toplumsal sorunları çözme konusunda gerekli hazırlıkları yapmalıdır. Dördüncüsü, devlet kendi rolünü dünyada yaşanan hızlı değişim karşısında sürekli olarak yeniden tanımlayabilmelidir. Beşincisi, ekosistemdeki tüm paydaşlar (kamu, özel sektör, STK’lar, üniversiteler) için kendi iş modelleriyle uyumlu ve farklı düzeylerde zenginleştirilmiş politika araçları ve stratejik hedefleri içeren yol haritaları hazırlanmalıdır. Sanayisizleşme kıskacındaki ülkemiz, ancak dijital dönüşümün olumsuz etkilerini kontrol eden ve üretim yeteneklerini artıran bir yeni sanayileşme anlayışıyla kalkınabilir.