Avrupa Birliği ülkeleri, diğer Avrupa ülkeleri ve komşu ülkelerin inovasyon performanslarının karşılaştırmalı analizini sunan Avrupa İnovasyon Endeksi (European Innovation Scoreboard) 2018 raporu geçtiğimiz Haziran ayında yayımlandı (http://ec.europa.eu/growth/industry/innovation/facts-figures/scoreboards_en). Amaç, ulusal inovasyon sistemlerinin göreceli güçlü ve zayıf yanlarını değerlendirerek, ülkelerin geliştirmeleri gereken alanları tespit etmelerine yardımcı olmak ve bu alanlarda çalışan politika yapıcılara kaynak sağlamak.

Ülkelerin yenilikçilik düzeyleri 10 ana başlık altında, yeni doktora mezunu sayısı veya firmaların Ar-Ge harcamaları gibi göstergeler de dahil olmak üzere, toplamda 27 gösterge ile hesaplanıyor. Hesaplanan veriler bize, Türkiye’nin son 8 yıllık performansını (2010’dan itibaren) Avrupa Birliği performansıyla kıyaslayarak sunuyor. Bu yılki rapora göre, Türkiye’nin orta düzeyde bir yenilikçi olduğu sonucuna varılmış. Bu şu demek: Eğer orta düzeyde yenilikçi bir ülkeyseniz, o yılki göreceli performansınız Avrupa Birliği ortalamasının %50’si ile %90’ı arasındadır. Türkiye’nin 2017’deki notu 57, yani küçük bir farkla düşük düzeyde yenilikçi ülke sınıfından orta düzey sınıfına girebilmişiz. AB’nin 2010 yılındaki performansına kıyasla zaman içerisinde genel performansını %15 artırdığı da görülebilir. Dolayısıyla, güçlü veya lider yenilikçi pozisyonundaysanız AB ile göreceli performansınızın %90’ın üzerinde olması gerekiyor.

Peki ulusal inovasyon sistemimizin ana unsurları, görece güçlü ve zayıf yanları neler?

Avrupa Komisyonu’nun her yıl hazırladığı rapordan hareketle, Türkiye’nin inovasyon sisteminin en güçlü yanlarının, firma yatırımları ve yenilikçiler (piyasaya yenilik getiren küçük ve orta büyüklükteki işletmeler) olduğu söylenebilir. Firma yatırımlarını oluşturan 3 temel unsur var: özel sektörün Ar-Ge harcamaları, Ar-Ge dışındaki inovasyon harcamaları ve personelinin BİT becerilerini geliştirmek veya yükseltmek için eğitim veren işletme sayısı. İnovasyon sisteminin güçlü yanını oluşturan unsur ise çok büyük ölçüde Ar-Ge dışındaki inovasyon harcamaları. Bu sayede, firma yatırımları 2010 yılından bu yana AB ortalamasının %21’inden %140’ına ulaşmış durumda. İyi olduğumuz bir diğer gösterge ise yenilikçiler. Yine aynı şekilde yenilikçi kategorisine giren 3 ayrı unsur verilmiş: Ürün veya üretim sürecinde yenilikler yapan, pazarlama veya organizasyonel yenilikleri getiren ve kurum içi yenilikler yapan KOBİ’ler. İlk unsur daha çok teknolojik yenilikler yapan, ikinci unsur ise teknolojik olmayan inovasyon biçimleriyle yenilik yapan KOBİ’ler olarak nitelendirilebilir. Türkiye’yi bu alanda öne çıkaran gösterge ise ikinci unsur. Ancak burada değinilmesi gereken başka bir nokta şudur: her ne kadar KOBİ’lerin performansları inovasyon sistemimizin güçlü yanını temsil etse de zaman içerisinde bu performansın giderek azaldığı görülüyor. 2010 yılında %101 olan bu oran, AB’nin o yılki performansına kıyasla %18 azalmış.

Yukarıdaki göstergeler, inovasyon siteminin zaman içerisinde artan ya da azalan görece güçlü yanlarını gösteriyor. Bir de bunun zayıf yanları var elbette. Rapor bize, inovasyon alanında en zayıf olduğumuz noktaların, entelektüel değerler ve istihdam etkileri olduğunu söylüyor. Entelektüel değerler; marka, tasarım ve patent başvuruları dahil olmak üzere, inovasyon sürecinde üretilen farklı Fikri Mülkiyet Hakları biçimlerini gösteriyor. Firmaların yeni ürünler geliştirme kapasitesi ve yeni ürün inovasyon oranının bir ölçüsü de patent sayısıdır. Son 8 yıllık periyotta bu oran AB ortalamasının %6’sından ancak %9’una kadar çıkabilmiş. Bunun yanı sıra istihdam etkilerine bakacak olursak, tablonun çok da farklı olmadığını görülüyor. İstihdam etkileri dediğimiz gösterge temelde, telekomünikasyon gibi tüketicilere doğrudan hizmet sağlayan iş sektörlerinin bilgi yoğun faaliyetlerinde çalışan ve ekonominin diğer tüm sektörlerinde yenilikçi faaliyetlere girdi sağlayan işçi sayısının toplam istihdama oranını ölçüyor. Verilere göre bu oran, AB’deki oranın yalnızca %11’ini oluşturuyor. Raporda bunların haricinde, cazip araştırma sistemleri, inovasyon dostu çevre ve insan kaynakları gibi inovasyon performansını doğrudan etkileyen başka göstergeler de mevcut. Bu diğer göstergeler, görece en güçlü ve en zayıf yanlarıyla oluşturmuş olduğumuz skalanın içinde genel itibariyle AB ortalamasının altında bulunuyor.

Tüm bunlara ek olarak, raporda Türkiye ve Avrupa Birliği arasındaki yapısal farklılıkların yer aldığı bir tablo da mevcut. Tabloyu kısaca özetlemek gerekirse, imalat sanayiindeki istihdam payı AB ortalamasının oldukça üzerinde olmakla birlikte yüksek ve orta teknolojili imalatlarda istihdam payı ve hizmet ve bilgi yoğun sektörlerde istihdam payları AB ortalamasının oldukça altındadır. Şahsi kanaatim, inovasyon sistemindeki her bir göstergenin doğrudan veya dolaylı olarak birbirini beslediği. Yani, örneğin bilgi yoğun faaliyetlerde istihdamı artırmak istiyorsak, önce teknolojik yeniliklere öncü olan Ar-Ge harcamalarını artırarak inovasyon faaliyetlerinde girdi olarak kullanabileceğimiz insan kaynağını oluşturmamız gerekiyor.