İnovasyon ekosistemlerindeki yenilik süreçlerini incelediğimizde teorinin giderek girişimcilik üzerine evrildiğini görmekteyiz. Bu durumun pratik yansımaları da artarak gözlenmektedir. Üniversitelerin de bu evrimsel süreçten ayrık kalması mümkün olmayacaktır. Üretim sistemlerinin artan karmaşıklığı üniversitelerde gömülü bulunan bilginin sanayi ile entegrasyonunu ve bu bilginin toplumsal refahı artıracak biçimlerde ticarileşmesini gerektirmektedir. Üniversitelerin girişimci fonksiyonlarını zenginleştirmesini zorlayan bu süreç kurumsal yapılarda, stratejilerde, günlük pratiklerde ve daha önemlisi üniversitelerin zihinsel yapısında da bir değişimi zorlamaktadır. Üniversitelerin çoğu için bu değişim uyum sağlanması hiç de kolay olmayan bir durumsallık yaratmaktadır. Unger ve Polt (2017)  tarafından da iddia edildiği üzere ticari ekosistem ve pazarlar çok hızlı değişirken, üniversitelerin bu dinamik yapıya ayak uydurması hiç de kolay olmamaktadır. Üniversiteler, doğaları gereği bürokratik yapılanmalardır. Kendi gelenek ve patika bağımlı tarihleri üzerinden, bağlam özellikli birtakım akademik ve idari süreçleri mevcuttur. Bu çerçevede geleneksel ve asli işlevleri olan eğitim ve araştırma faaliyetleri ile ilgilenme eğilimindedirler. Girişimcilik yönünde evrilen ekosistem üzerinden bakıldığında ise, üniversiteler önemli ölçüde bir kapasite ve yetenek sorunu ile karşı karşıya kalmaktadırlar. Özellikle, gelişmekte olan ülke üniversitelerinde bu sorunlar kaynak dağılımı ve yeniden dağılımını çetrefilli bir sorunsala dönüştürmektedir. Ancak, üniversitelerin bu bağlamda temel işlevi toplumsal refahı artırma yönünde üniversitede üretilen bilginin üniversite dışına yayılımı ve nüfuz etmesini sağlamak olmalıdır. Üniversiteler, bilgiyi ticarileştirirken bu toplumcu bakış açısından vazgeçmemelidirler. Temel soru, üniversitelerin bu işlevlerini nasıl yerine getirecekleridir. Kısıtlı kaynaklar üniversiteleri bir seçim problemi ile karşı karşıya bıraktığında, çözüm üniversitenin işlevleri açısından özelleşmesi olacaktır, yoksa toplumsal refah açısından olumsuz sonuçlar kaçınılmazdır. Kaynak dağılımı sorununu çözmeyi başaran üniversitelerse, eğitim ve araştırma gibi klasik işlevlerini girişimcilik işlevi ile tamamlayabilirler. Bir diğer deyişle, toplumsal refah açısından sorunsal bir tamamlayıcılık veya ikame ilişkisinin çözümüdür. Öte yandan, kendisi de giderek ticarileşen bir takım üniversite sıralama pratikleri, üniversiteler üzerinde baskı oluşturmakta ve anlamsız biçimde üniversiteleri etkin olmayan bir kaynak dağılımına ister istemez yönlendirmektedir. Son dönemde sayıları giderek artan endeksler ve sıralama pratikleri üniversitelerin başarılı öğrencileri ve araştırmacıları çekmesi için bir pazar yaratmakta, üniversiteler arası rekabeti neredeyse serbest piyasa koşullarına tabi tutmaktadır. Artan rekabet üniversiteler için bir ikilem yaratmakta ve onları rekabet tuzağına doğru çekmektedir. Bilginin metalaşama süreci ve bizatihi kendisi diğer metalardan farklıdır ve bilginin üretildiği biricik kurumlar olan üniversitelerin kapitalist bir rekabet tuzağına çekilmesi oldukça sorunludur.  Etkin olmayan kaynak dağılımı ile eşleşmek durumunda kalan rekabetin, uzun dönemli sonucu küresel boyutta üniversite sisteminin zarar görmesi olacaktır.