Uygulama ve araştırma merkezleri ile ilgili yazı serisinin ilki üniversitelere bağlı olarak kurulan merkez sayıları dışında, 2547 ve 6550 sayılı kanuna değiniyordu. Bu yazı ise, merkezlerin kurulma amaçlarını ile yükseköğretim sistemindeki rollerini incelemekte ve performanslarını artırmaya yönelik öneriler getirmektedir.

Uygulama ve araştırma merkezleri ile ilgili yönetmelikler resmi gazetede yayınlanıyor. Bu yönetmeliklere resmigazete.gov.tr veya mevzuat.gov.tr adresinden ulaşılabilir. İlgili yönetmelikler de merkezlerin amaçları, faaliyet alanları, organları ve bu organların görevleriyle ilgili usul ve esaslar düzenlenmekte. Ancak, uygulama ve araştırma merkezlerinin faaliyet alanları ile ilgili bilgiye ulaşmak için yönetmeliklerin kontrol edilmesine gerek yok. Merkezler kurulurken tercih edilen isimler, faaliyet alanı ile ilgili yeterince ipucu veriyor.

Ekim 2018 itibarıyla Türkiye’deki 3219 merkez için en çok tercih edilen isim ‘Sürekli Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi’, 93 üniversitede aynı isimli merkez mevcut. Fakülte-enstitü gibi jenerik bir isim haline dönüşmüş neredeyse. 89 üniversitede kurulu ‘Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi’ ise yaygınlık açısından ikinci. ‘Türkçe Öğretimi Uygulama ve Araştırma Merkezi’ sayısı ise 60. Aşağıdaki tablo, en çok tercih edilen merkez isimlerini gösteriyor. En az 10 üniversitede kurulu, ortak isimli merkez sayısı 27.

Son beş yılda kurulan merkez sayısının toplam sayıya oranı sütunu ise, son yıllarda daha popüler olan merkezleri belirlemek için. Örneğin ‘Psikolojik Danışma ve Rehberlik Uygulama ve Araştırma Merkezlerinin’ %83’ü son beş yılda kurulmuş. ‘Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulama ve Araştırma Merkezlerinin’ %82’si, ‘Kariyer Geliştirme Uygulama ve Araştırma Merkezlerinin’ ise %80’i son yıllarda üniversiteler tarafından kurulması tercih edilen merkezler. ‘Diş Hekimliği’, ‘Deney Hayvanları’, ‘Kariyer Planlama’ gibi uygulama araştırma merkezleri de son yıllarda sayılarını artırmış. ‘Stratejik Araştırmalar’, ‘Sürekli Eğitim’, ‘Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi’, ‘Çevre Sorunları’ ve ‘Bilgisayar Bilimleri’ gibi merkezler ise son yıllarda kurulma hızı yavaşlayan merkezler olarak tabloda yer alıyor.

Yukarıdaki tabloda üç ayrı satırda yer alan ‘sürekli eğitim’ ifadesi, benzer faaliyetler yürütseler bile isimlerindeki nüanslar nedeniyle tabloda ayrı olarak korunuyor. Nedeni, yıllar içinde merkez isimleri ile ilgili tercihlerin nasıl değiştiğini göstermek. ‘Sürekli Eğitim Merkezi’ veya ‘Sürekli Eğitim Araştırma ve Uygulama Merkezi’ yok artık. Yeni kurulanlar ‘Sürekli Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi’. Aynı şekilde ‘Psikolojik Danışma ve Rehberlik’ (0,83), ‘Rehberlik ve Psikolojik Danışma’ ya (0,30) göre son yıllarda daha çok tercih edilen bir ifade.

Merkezlerin çalışma alanlarını belirlemek için isimlerinde yer alan ‘araştırma’, ‘uygulama’, ‘çalışmaları’, ‘bilimi’, ‘sorunları’, ‘geliştirme’ ve ‘merkezi’ gibi belirli bir alanı tanımlamayan ifadeler ile bağlaçlar çıkarıldığında, merkez isimlerinde en çok karşımıza çıkan 40 sözcüğün frekansı aşağıdaki tabloda veriliyor. ‘Eğitim’ uygulama ve araştırma merkezleri için açık ara en yaygın faaliyet türü. 1983 tarihli 2880 sayılı kanunda geçen ‘eğitim-öğretimin desteklenmesi’ ifadesiyle ilk bakışta oldukça uyumlu. Üniversitelerimizde kurulu merkezlerin isminde ‘eğitim’ 473 kez kullanılırken; ‘sağlık’, 196; ‘teknoloji’, 167 kez kullanılmış. Genellikle ‘eğitim’ ile tamamlanan ‘sürekli’ sözcüğü 150, ‘uzaktan’ sözcüğü ise 118 merkezin isminde yer almış. ‘tarihi’, ‘kültür’, ‘Türkçe’, ‘kadın’, ‘çevre’, ‘çocuk’ gibi sözcükler de merkez isimlerinde sıklıkla karşımıza çıkanların diğerleri.

Merkezler 2880’ sayılı kanun ile tanımlanan ‘destek’ rolünü benimsemiş görünüyorlar. İsimleri sıklıkla karşımıza çıkan merkezlerin ‘akademik araştırma’ motivasyonundan ziyade üniversite içi ‘idari’ veya ‘hizmet’ amaçlarına yönelik kurulduğu isimlerinden çıkarılabilecek bir sonuç; ‘kariyer planlama’, ‘proje koordinasyon’ ve diğerleri… Bir yanda üniversitenin işleyişine katkıda bulunan idari-hizmet odaklı uygulama ve araştırma merkezleri; diğer yanda belirli bir alanda çalışan akademisyenlerin biraraya gelerek araştırma-geliştirme-inovasyon hedefi ile kurdukları uygulama ve araştırma merkezleri. Bu merkez örnekler ile ilgili ipucu geçmişte Kalkınma Bakanlığı tarafından sağlanan altyapı desteklerinde. Diğer bir ifadeyle yatırım programlarında. İlgilenen araştırmacılar için değerli bir kaynak. Altyapı desteği alarak kurulan veya kurulduktan sonra altyapı desteği alan tekil araştırma merkezlerinin en büyük sorunu, destek sonrası sürdürülebilirlik. Sürdürülebilirliğin en önemli bileşeni ise beşeri; insan kaynağı.

T.C. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nda uzmanlık tezi olarak Mehmet Cem Fendoğlu tarafından Temmuz 2018 tarihinde hazırlanan ‘Türkiye’de Araştırma Altyapılarının Etkinliğinin Artırılması[1]’ çalışması; 2547’ye göre kurulan ‘uygulama ve araştırma merkezleri’ ile 2014 yılında yayınlanan 6550 sayılı Araştırma Altyapılarının Desteklenmesine Dair Kanunun araştırma altyapısına bakış açılarını ortaya koyması açısından önemli. Raporda gündeme gelen, ‘araştırma üyesi’ ise uygulama ve araştırma merkezlerinin insan kaynağı sorununun çözümü açısından dikkate alınması gereken, yenilikçi bir öneri.

Diğer yandan, Fendoğlu’nun raporunda yer alan ‘araştırma üyesi’ kavramının insan kaynağı kıtlığı çeken merkezler için kısa dönemde cansuyu olacağı aşikar olsa da, yükseköğretim sistemine getirilecek yeni bir tanımın uzun dönemde akademisyenler arasında ‘araştırmacı’-‘eğitimci’ ayrımı oluşturma riskini taşıdığı göz ardı edilmemeli. Ya, günümüzün ‘öğretim üyeleri’ arasında yaygın olan araştırma ve merkezlere bakış açısının aynısı, yarının ‘araştırma üyeleri’ arasında ‘bölüm ve eğitim’e yönelik olarak yeşerirse!.. ‘Öğretim üyesi’ ve ‘araştırma üyesi’ tanımları kısa dönemde sisteme rahatlama getirecek gibi görünse de, uzun dönemde etkilerinin neler olacağı tartışılmalı.

Öneri, öğretim ve araştırmayı ayrıştırmak yerine birleştirmek. Üniversitelerimizde bir türlü yaygınlaşmayan çift-mensubiyetin önünün açılması, hatta her öğretim üyesi için sıradan ve beklenen bir durum olması, yeni kadrolara ihtiyaç duymadan çözüme yönelik atılacak bir adım…

Merkezlerinin, 2880 sayılı kanun ile tanımlandığı gibi ‘uygulama ve araştırmaların sürdürüldüğü bir yükseköğretim kurumudur’ ifadesine uygun olarak yapılanması, öğretim üyelerinin merkezlere taşıyacakları birikim ve karşılığında merkezlerden edinecekleri tecrübe sonucunda hem merkez araştırmalarının hem de programların eğitim kalitesini artırır.

Yeter ki araştırma ve eğitiminin aynı kaynaktan beslendiği unutulmasın.

Araştırmanın yuvası olması önerilen merkezlerin araştırmaya ve akademiye olan katkıları ile ilgili bazı tespitler ise bir sonraki yazının konusu.

[1] http://arastirma.sbb.gov.tr/wp-content/uploads/2018/07/T%C3%BCrkiyede_Arastirma_Altyapilarinin_Etkinliginin_Artirilmasi_AnalizveOneriler.pdf